“Yüce Poetika”

Longin’in iddiasına göre “Yüce Poetika” retoriğe ait bir ders kitabıdır. Hatta yazımında politikacılar ve diğer hatipler göz önünde tutulmuştur. Fakat o, gerçekte böyle bir amaç için kullanılmaya uygun değil, retorik kisvesine bürünmüş bir edebiyat eleştirisi veya teorisidir. Eksik kısımlarına rağmen kitabın sistematiğini açık bulanlar yanında, onu karmaşık bulanların da bulunduğunu hatırlatmak gerekir.

Arka planda üç çıkış noktası yer alır:

-Platon’un vecd teorisi: Yani şairler şiirlerini kendileri yazmayıp, bunların onlara ilham aracılığıyla dikte ettirildiği şeklindeki görüş. Diğer bir tabir ile yazarlık modellerinden “poeta vates” yani tanrısallıklara aracılık eden, onları yansıtan kâhin şair tipi. Longin ise “Yüce Poetika”sında şairlerin vecd haline gelmelerini kabul etmiş, şiirin kaynağını ise şairin iç dünyasına ve aldığı eğitime bağlamıştır. Yansıtılan sadece onun iç dünyasından kopup gelenlerdir.

-Düşüncenin yüksekliği ile üslubu yüksekliği arasında bir bağlantı kuran Stoacı yaklaşım.

-Sanatsal yaratımda tekniğin önemini vurgulayan Aristo’ya ait düşünceler.

Yüce kavramı Longin öncesinde de retorikte mevcuttur. O yüzden en azından şu iki farklı kullanıma işaret gereklidir:

a-Üslup basamağı olarak yüce: Longin öncesinde “yüce” kavramı üslup basamaklarından üçüncüsüdür (genus grande). Bununla da büyük yüksek, yüce üslup (genera dicendi) kast edilir. Diğerleri yalın ve orta üsluptur. Dolayısıyla konu Longin ile doğrudan doğruya ilişkili değil, 17. asra kadar geçerliliğini koruyan özel bir retorik kavramıdır.

Yüce kelimesi Homer, Platon, hatta Demosthenes gibi değişik isimlerde geçer: Örneğin Quintilian’a göre “Yüce olan, büyük bir ruhu yansıtır”. Cicero ise “mükemmel hatip”ten (orator philosophus) bahsederken, onun en önemli yanının “yüksek” üslup olduğunu belirtir. Bu hatip vecd haline girmeyip, karakteri ve kullandığı dil ile yüksektir.

“Vergil’in Çarkı”nda da yer aldığı üzere yüksek üslup ile toplumsal statü, edebi türler gibi unsurlar arasında bağlantılar kurulmuş, tartışmalar yaşanmıştır.

b-Estetik yüce kavramı: Temellerini Longin attığı yeni “yüce” anlayışı ise, Baumgarten tarafından estetik disiplinin şekillenmesiyle ortaya çıkan estetik kavramında kendini gösterir. Longin, burada yukarıda belirttiğimiz yüksek üslup basamağından hareket ederek onu estetik bir kavram haline getirmiştir. Çıkış noktası, farklı bir güzellik tanımıdır, o yüzden de Horaz’ın poetikasının farklı bir yönünü temsil eder. Kısaca, sadece öylesine “güzel” olanlar değil, alışılmışın dışındaki rüzgâr, fırtına, uçurumlar, artık akla ne gelirse, “yüce, muhteşem olan” şeyler de -korkutucu, ürkütücü, iğrenç olsalar bile- insanları etkileyebilir ve güzel olabilirler.

Diğer taraftan “estetik yüce” kavramının şekillenerek anlaşılması için Longin’in eserinin 16. asırda Boileau tarafından çevirisi yapılana kadar beklenilmesi ve 17-18 asırda ise “deha” (Genie) kavramı konusunun tartışılması gerekir. Tartışmalara ayrıca Baumgarten, Burke, Kant, Schiller gibi isimler de felsefi, estetik ve poetika açısından katılacaklardır.

Yüce Poetika” kitabında ele alınan konuların ana hatlarını aşağıdaki gibi gösterebiliriz.

a-physis’e (doğuştan) ait olanlar:

1-Büyük ve canlı düşünceler

2-İçten çağlayan güçlü coşkulardır (pathos)

b-techne’ye (sonradan öğrenilen) ait olanlar:

3-Edebi sanatları kullanabilme

4-Güzel ifade edebilme başarısı ile

5-Yüksek kelime seçimi ve cümle yapısıdır.

Longin’in yücesi: Longin amacını kitabının giriş kısmında açıkça ilan eder. “Yüce Poetika”’nın hedefi yüceliğe götüren yolları veya yüce olan şeyin mahiyetini ortaya koymaktır. Bazı sapmalara rağmen Yüce olanın kaynakları değişik açıdan şöyle sınıflandırabiliriz:

a-Nesne kökenli yücelikler

b-Dil odaklı yücelikler [Hypsios]

c-Doğanın kaynaklanan yücelikler

d-Sanat aracılığıyla ortaya çıkan yücelikler.

Birinci ve ikinci kaynak, yüce olanın düşünce yönüyle alakalıdır. Üçüncü ve dördüncü kaynak ise dil ile alakalı bölümdür. Bu beş kaynak önceden var bulunan bir geleneğe bağlanabilir. Üç tanesi dili güzelleştirme çabasının izlerini taşır.

Kitapta doğuştan gelen özelliklerin katkısı açıkça tanımlanmazken, sanat alanına ait diğer maddeler (3, 4, 5) açıkça ele alınır.

Görüldüğü gibi yüce olanın beş kaynağından ikisi yazarın/hatibin doğuştan sahip olduğu (natura) bir meziyettir. Bu yönüyle o, alışılmışın dışında ve seçkindir, farklıdır. “Yüce oluş ruh büyüklüğüyle ile mümkündür. Ruh asaletinin öyle bir doğası bulunur ki talep edemeyeceği hiçbir şey bulunmaz, kendinden daha yüce olan, daha tanrısal olanı isteyebilir. Evren insanoğlunun düşünce ve gözlerine kifayet göstermez. Zihnimiz etrafımızı çeviren bütün sınırları aşabilecek kudrettedir.

Diğer üç meziyetler ise dil kullanımına yönelik teknik mahiyette olup sonradan öğrenilebilir. Logos her daim bir araçtır.

Başka bir deyişle şairin elinde olan imkânlar (akıl) ile onun içinden kopup gelen denetlemez (akıldışı) güçlerin kısaca doğa ile sanatın işbirliği şart koşulur. Aralarında bir denge bulunmalıdır. Öyle ki birisinin eksikliğinde diğeri boşa çıkmamalıdır.

Longin’in örnekleri arasında Homer’in destanları, Sappho’nun şiirler, Demosthenes’in hitabetleri, Tevrat’ın “Genesis” bölümü geçer. Bu açıdan sadece edebiyatlar ilgili eserlerden değil, diğer alanlarda da örnekler kullanır. Aralarında Homer, Herodot, Demosthenes vs. pek çok ismi bazen açıkça zikrederek bazen de eser ve yazar ismi belirtmeden bağlantılar kurar.

-İkna ve cezbe: Longin’e göre dil yardımıyla ikna ve “coşturma” (ekstase, sarsma) şeklinde iki farklı etkileme yolu vardır. Ancak o asıl ilgisini daha ziyade ikincisine yöneltir. İlk bakışta bunlar iç içe gelebilir zira ekstase iknanın farklı ve vurgulu hali sayılabilir. Gerçekte ise aslında farklı yapılara sahiptirler.

“Demek istediğim o ki; azametli olan dinleyiciyi ikna etmez, olsa olsa onları cezbedebilir. Hayret verici şeyler, sahibi oldukları sarsıcı güçleri vasıtasıyla öylesine ikna veya beğendirmeden daha fazla olarak, her zaman ve her yerde etkili olurlar. İkna edici şeylerin kuvveti genellikle bize bağımlıyken, yüce olanların kendisi, karşı konulmaz bir güç ve zorbalık uygular ve dinleyicileri baskılar.”

Bunlardan ikna her daim bize bağımlıdır. Ve kontrol edilebilir. Biz dilersek bir konuşmayla ikna oluruz. Getirilen kanıtların geçerliliği konusunda kişiler yetkindir. İkna, muhatabın aktif ve kendiliğinden katkısını şart koşar.

Buna karşın “ekstase” (coşkunluk, vecd hali) ise çok farklıdır. Kişisel bir insiyatif alanı bulunmamaktadır. Karşıdaki güç patlaması bu kişiyi istese de istemese de alıp götürebilir, kendine cezbeder. Edilgen haldeki kişi darbelere maruz kalır, hatta bu esnada kendi kendinde değildir. Kapıldığı rüzgârın kendinden doğduğuna bile inanabilir.

Longin “yüce olan”ın peşindedir. Bunun sınırlarını kesin olarak çizmek sorunlu olsa bile bazı ifadeleri oldukça dikkat çekicidir.

-“Yüce yerler, dilsel biçimlendirmenin zirvesi ve kemalidir”

-“Sözün en muhteşemi ve asili, yüce olanlardır.”

En azından bu tanımları bile esas alırsak, şunları söylemek mümkündür:

Yüce olan dil ile yaratılır. O yüzden sadece edebiyata ait bir özellik değildir. İkinci ifade olan “dilsel biçimlendirme”den ise geniş anlamda eserin bütünü dar anlamda bazı stilistik yönler anlaşılabilir. Yazarın asıl vurgusu metnin tamamı üzerinedir. Bu açıdan da edebiyata yaklaşır. Yüce olan edebiyata ait özelliklerin başında gelir.

Yüce olan, insanı uzun uzun düşüncelere sevk eder, zihnimize yapışıp kalan ve oradan asla çıkmaz, asil neşe ve coşkuya, hayret ve sarsılmalara vesile olur. Bizler tabiatta küçük göllere değil büyük nehirlere, okyanuslara hayranlık duyarız. Zihinsel aktivitelere yol açar, karşı tarafı etkiler. Buna karşın patetik (iç boş, öylesine duygusallık anlamında), yüce olan açısından kurucu ilke değildir. Coşkunluğun olmadığı hatta suskunluktan doğan yücelikler de mümkündür.

Yüce olan diğer taraftan hayranlık yaratmalı ve şaşırtmalıdır. Bunu sağlayabilecek olan aniden ortaya çıkan alışılmadık ve beklenilmeyen olaylardır. “Yüce olan ile tanrısal olan sınır komşusudur. Onda, sözün uç noktalarını ve zirvesini yaşarız.”(Longin)
Yüce olana dair özgün bir poetika peşine düşen Longin, yaptığı açıklamalarda yüce kavramını hem yazan hem okuyan açısından tanımlar.

-Yazar açısından: Buna göre yücelik yazara özgü bir üslubu, onun sanatsal başarısı olarak tanımlanır. Hatibin başarını kanıtlayan bu yücelik özelliği metnin bütününde ziyade, aniden ortaya çıkan, şimşek gibi patlayan bir güçtür. Şairin ölümsüzlüğü buna bağlıdır. Longin’in onu tanımlamak için başvurduğu diğer metaforlar bulutlar, fırtına, yangın, deniz dalgaları, volkan patlamaları vs. ani kuvvet boşaltılmasının örnekleridir. “Sanat doğayı gösterebildiğinde amacına erişir. Eğer doğa, sanatı hissettirmeyecek biçimde kuşatırsa o zaman mükemmelliğe ulaşmış olur.”

-İkinci olarak eserin okuyucu tarafından alımlanması üzerine getirilen yüce tanımı. Okuyucuyu, etkilemeyen, sarsmayan, koparmayan vs. bir eser yüce olamaz. Onun tabiri ile yüce olan, bir eserin sahip olduğu öylesine bazı biçimsel özelliklerden veya konusundan kaynaklanmaz. Karşı tarafta yani okura bıraktığı etkidir. Buna göre ele alınan konuların yüceliği ve bunların kişilerde uyandırdığı coşkulardır. Farklı bir ifadeyle “yüce” olan ne üsluptur ne de fikirdir bilakis estetik bir anlayıştır. Longin’in eseri, insanları etkileyebilmek için metin üretiminde yüceliğe ulaşma yollarını sergilemeye çalışır.

Longin, “Yüce Poetika”sında pathos (duygular) konusunda kendisinin şu an elimizde bulunmayan iki farklı metnine işarete eder. Birincisi söz konusu bu eserin sonundaki ilgili bir bölüm, diğeri ise farklı bir risaledir. Konu bu yüzden olsa gerek yeterince ele alınmamıştır. Yazar metnin devamında

1-bazı edebi sanatları (figür veya şemaları)

2-mecazlar

3-kelime seçimi ve cümle yapısını ayrıntılı olarak işler.

Bizim asıl dikkatimizi despotizm ya da demokrasi ile yüce olan arasında kurulan ilişki çeker. Metinde yazar bir filozofla tartışmaya girer. Filozof, Roma’daki retoriğin çöküş sebeplerini açıklamaya çalışırken, despotizmin, söz sanatlarını yalakalığa dönüştürdüğünü ileri sürer. Longin açısından ise hâlihazırdaki şartları eleştirerek retoriğe karşı çıkmak kolaycılıktır. Çöküşün kaynağı toplumsal yapı veya bazı çıkarların bastırılması kısaca despotizm değildir. Asıl neden insanın doğasından kaynaklanır, içseldir. O eğer bastırılıp susturulmazsa insanın doğasından gelenler ortalığı kaplayacaktır. Sorun büyük retorik hatiplerin dünyaya gelmeyişi veya baskılanması değildir. Söz konusu olan hatiplerin beceriksizliği, kendilerini bu çukura atmalarıdır. Yazdıkları içi boş metinler yapay süslere boğmuşlardır. “Cılız ve kuru bir üslup susuzluk çeken bir insana benzer”.

Sonuçları açısından bakıldığında Longin, en azından kendisi açısından retorik ile poetikanın yollarını birbirlerinden ayırmıştır: Mukayeseye gidildiğinde farklar şunlardır: Retoriğin temel amacı, dilin üç işlevini kullanarak muhatabını ikna etmektir. “Yüce Poetika” ise ikna etmek yerine bu üç işlevden sadece birisi (pathos) kullanarak kişiyi darmadağın edip kendinden geçirmeye (enthusiasmus), sarsmaya çalışmaktır. Bu da şimşek ışıkları gibi aniden patlayan ve hatibin gücünü kanıtlayan bölümlerle mümkündür. Bu tür özellikler ancak şairlere mahsustur. İkna amacı dolayısıyla retorikte açıklık, anlaşılırlık ön planda iken, fantezi dünyasına kapılmış bulunan “Yüce Poetika” ise insanları coşturmak peşindedir.

Longin, genel kabul görmüş Horaz’ın klasik poetikasının güzel kavramına dışında farklı bir güzellik tanım getirir. Farklılık ilk olarak tabiat anlayışından kaynaklanır. Onun görüşüne göre tabiat sadece, insanın bir parçası olarak içinde yaşadığı duyu organlarımıza hitap eden bir dünya değildir. Öncelikle yüce olan “büyük bir ruhun yansımasıdır”. Dolayısıyla o, zaman ve mekândan bağımsız tanrısallık gibi duyu organlarımızın dışında bulunan şeyleri de kapsayabilir.

Gerçekte güzel olmayan ancak sahip oldukları büyüklük ve çelişkilerle, duygusal yönden karşıdaki kişilere estetik yönden uyarıcılıkları sayesinde güç uygulayan onları etki altında tutan şeyler de güzel olabilir. Estetik açıdan, “yüce olan” “güzelin” veya “güzelliğin” tamamlayıcısıdır. Bu açıdan Longin, Cicero’ya ait faydalı olarak güzel kavramını kabullenmez. Yararlı olan veya hatta zorunlu olana her an sahip olabiliriz. Hayranlık sadece ve sadece aniden ortaya çıkan beklenilmedik şeyler sağlar.

“Sanat doğaya dönüştüğünde gerçek haline gelir. Doğa ise gerçek sanata dönüştüğünde görevini ifa etmiş olur.” Buradaki sanat aracılığıyla doğanın taklit edilmesi anlayışı Cicero’nun anlayışı ile çelişip yeni bir anlam kazanır. Longin‘in anlayışına göre doğanın insanın içinde yaşadığı, onun bir parçası olarak kendini anlatmaya çabaladığı ve duyu organlarımızla algıladığımız dış dünya değil, bunun dışındaki insanın ruhu ve tanrısal ilhamdır. Tanrısal olan, taklit edilebilir olan insan hayatından farklıdır. Hatta bu açıdan Longin, Homer’i bile tanrıları insana dönüştürdüğü suçlamasıyla eleştirir. Şair zamanın üstündeki realitenin ötesindeki tanrısal olanı bize anlatmalıdır.

Sonuç olarak Longin’e edebiyat bilimi, stilistik antropoloji, estetik, retorik, poetika hatta felsefe gibi değişik disiplinler önem izafe edilebilmektedir. Elbette haklı gerekçeleri de mevcuttur. 19 asırda neredeyse unutulan 1970’lerden itibaren ise Adorno, Lyotard gibi isimlerin öncülüğünde Amerika, Fransa İtalya’da gerçekleşen “Yüce Poetika” Rönesans’ına konu olur. Güzellik tanımı, yüce oluş bunun değişik gerekçeleri arasında gösterilmektedir.

Yazar : Prof. Dr. Fatih Tepebaşılı