Kutsal Kitap

“Zeus tahtından düşmedikçe benim işkencelerimin sonu yok!” –Prometheus

Kral’ın yüzü kıpkırmızıydı. İnsan evladına benzer yanı yoktu. Ağzı köpüre köpüre: “Sen!” dedi: “Sen Tanrısal düzene kafa tutmuş, şehrin yasalarına karşı çıkmış bir hainsin! Kutsal kitaba göre cezan bellidir. Arınacaksın!”

Sonra elindeki kitabı gösterip kör öfkesiyle ilave etti: “Âdem’in yerini söylersen…” Havva hiddetle ileriye doğru iki adım savurdu. Kral’ın sözleri boğazında düğümlenmişti. Yutkundu. Uşaklar gözü kara kadının Kral’a yaklaşmasına izin vermediler. Havva’yı kolundan sıkıca kavrayıp apar topar şehir meydanına götürdüler.

Meydan her zamanki gibi kalabalıktı. Bu şehirde ne vakit bir hain cezalandırılacak olsa kalabalık oracıkta tanıklık ederdi. İlk zamanlar ölüm insanlara korku verirdi. Şimdilerde halk fazlasıyla gamsızdı. Herkes kendi bacağının derdindeydi. Bu şehir katledilenleri ve insanların intiharını umursamıyordu. Havva kalabalığın önüne çıkartıldı. İri kıyım cellâtlar kadının kilosunu tarttı. “Kırk sekiz!” diye bağırdı cellâtlardan biri. Kalabalık hiç istifini bozmuyordu. Havva’nın ayak bileklerine doksan altı kiloluk zincir vurulacaktı. Çünkü Havva arınma cezasına çarptırılmıştı. Ve bu cezanın tarifi kutsal kitapta şöyle anlatılıyordu:

Madde 12
“Arınacak kişi şehir meydanına getirilir. Ayak bileklerine mevcut kilosunun iki katı ağırlığında zincir vurulur. Hain, su kuyusuna çıkartılınca meydandakiler alkış tutar. Kral, halkın coşkusunu elini Tanrı’ya açarak paylaşır. Baş cellât o an arınacak olan haini kuyuya iter. Şüphesizdir ki o hain kuyunun dibine varınca arınıp Tanrı huzuruna erişecektir.”

Madde 13
“İntihar edenler arınamaz. Arınacak kişiyi belirlemesi için Tanrı, Kral’ı görevlendirmiştir.”

Havva kuyunun üzerindeydi. Meydandakilere dönüp acı acı gülümsedi. Gözlerini kapatıp Âdem’in gülüşünü anımsadı. Başcellât kadının sırtına sert bir tekme indirdi. Su kuyusuna düşen Havva oracıkta kayboluverdi. Meydandaki kalabalık coşku içindeydi. İçlerindeki bir hain daha arınmıştı. Kimse kendisini kötü hissetmiyordu. Ölümü gören gözler, nasıl olur da bu kadar kedersiz olabilirdi? Neyse ki her şey kutsal kitaba uyuyordu.

Haberci tahta merdivenleri gıcırdatarak alt kata indi. Baştan aşağı ter içinde kalmıştı. Telaşlıydı. Âdem’le göz göze geldiler. Kan revan içinde buldu onu Âdem. Sapsarı kesilen yüzü, titreyen elleri konuşmasını güçleştiriyordu. Haberci, “Havva’yı katlettiler” diyebildi güçlükle. Âdem yıkıldı. Bir yandan ağlıyor, diğer yandan da Havva’yı sayıklıyordu. Sesi ölüm döşeğindeki bir ihtiyarın sesine benziyordu. Haberci Âdem’i kendi haline bıraktı. Âdem öldü, kahroldu.

Kral’ın uşakları her yerde Âdem’i arıyorlardı. Havva yakalandığında elinde kutsal kitabı eleştiren yazılar bulunmuştu. Benzerleri Âdem ve yandaşlarında da olabilirdi. Havva bu yazıları şehir insanına ulaştıramadan önce yakalanmıştı. Onlar da yakalanmalıydı. Hem yılanın başı Âdem değil miydi? Kral o gün kutsal kitap dışında yazılıp çizilen ne varsa toplatıp yok etme kararı almıştı. Bu şehirde kutsal kitap dışında kitap okumak ve yazmak yasaktı.

Madde 18
“Tanrı’nın mührü bulunmayan yazıları okumak hainliktir.”

Kutsal kitapların hepsinde Tanrı’nın mührü vardı. Bu mühür. Tanrı tarafından Kral’ın ailesine bahşettiği güçtü. Kutsal kitabın ilki şimdiki Kral’ın büyük babası tarafından yazılmıştı. Kral’ın dedesi “bu şehir benimdir” diyerek yıllar önce kendisine karşı gelen herkesi kılıçtan geçirmişti. Şehri düzene sokmak için de yasalara ihtiyaç duymuştu. Ancak şehri daha iyi yönetmek için Tanrısal yasalar gerekliydi. Ve Kral’ın dedesi o gün Tanrı’nın sesi olduğunu iddia etti. Kitaplar yazıp Tanrı’nın mührünü bastı, Tanrı’nın elçisi yüce Kral.

Âdem her şeyin farkındaydı. Ömrünü Kral’ın ailesine karşı mücadeleye adadı. Kendisi gibi düşünenlerle birlik olup yeraltına indi. Kitaplar yazdı. Orada sayıları hızla çoğaldı. Birkaç yıl içinde şehir meydanında gövde gösterisi yapacak hale geldiler. O gün Kral’ın ordusu Âdem’le baş edecek güçtü değildi. Ancak uyanık Kral: “Tanrı yeni kitap gönderdi, bu şehirde herkes askerdir. Kral’a hizmet edecektir. Âdem ve yandaşları haindir. İşte kitap işte mühür” diyerek uşakları ve yandaşları ile birlikte Adem’in ordusunu yerle bir etti. Âdem, Havva ve beraberindeki birkaç kişi canını son anda kurtarabildi.

Âdem ve arkadaşları, Havva ölünce yeraltında bir karar aldı. Kral’ın mührü çalınacaktı. Haberci görevlendirildi. Ve habercinin saraya girip mührü çalması çok zor olmadı. Saraylarda omurgasız çok olurdu. Âdem Kral’ın kitaplarına benzer kutsal kitaplar yazdı ve hepsini mühürledi. Kral mührün çalındığını anladı. Yeraltına girip Âdem ile arkadaşlarını tarihe gömecekti. Ordusu ile birlikte yeraltına saldırdı. Katliamdan sağ kalan tek kişi Âdem oldu.

Büyük gün geldi. Âdem’in kilosu tartıldı. “Yetmiş beş!” Ayak bileklerine yüz elli kiloluk zincir vuruldu. Cellâtlar Âdem’i kuyuya itecekti. Kalabalık yine olup bitene tanıklık ediyordu. Uzaklardan bir ses işitildi. Haberciydi bağıran. Elindeki kitabı gösterip, “Halkımız, bu kitapta Tanrı’nın mührü var ve bundan böyle kimse kuyuya atılmayacaktır, yazıyor.’’ Kral şaşkınlığını gizleyemedi. Haberci elindeki kutsal kitabı çevirip bir madde daha okudu. “Kral Tanrı’ya ihanet etti. Kuyuya zincirlenecektir.” Cellâtlar öfkeyle Kral’a döndü. Kalabalık da öfkeliydi.

Âdem haberciye bakıp gülümsedi. Paçayı kurtardığını düşündü. Ancak haberci istifini bozmadan devam etti:

Madde 101
”Adem, Havva ve Kral, Tanrı’nın cennetine hiçbir zaman kabul edilmeyecektir.”

Kitabı havaya kaldıran habercinin yüzü kıpkırmızıydı. İnsan evladına benzer yanı yoktu. Ağzı köpüre köpüre: “Tanrı mührünü bana emanet etti” dedi. Kalabalık, dizlerinin üstüne çöküp, kendilerini bekleyen işkencelerden habersizce yeni krallarını selamlamak zorunda kaldı.

Yazar: Eren Gürleyük
Çizer: İpek Keylansoy