Koltukta Oturan Adam, Babam

Kavgaya girdik, ben ve babam, dört kişiydik, nasıl mı? Yaklaşın anlatıyorum a dostlar!

Babam doğduğunda Başbakan Adnan Menderes’ti. Yani şimdilerde yaşlı bir adam benim babam.

Babam doğduğunda babasının ölümüne yirmi yıl vardı. Yani genç yaşta babasız kalmış benim babam.

Babam doğduğunda yirmi üç yıl varmış seksen darbesine. Yani öyle boktan bir gençlik yaşamış benim babam.

Babam doğduğunda Poland sendromu varmış bedeninde. Öyle bahtsız bir adam işte benim babam.

Poland sendromu vücudun bir tarafında göğüs kasının yokluğu ve aynı taraftaki el parmaklarının kısalığı ve birbirine yapışıklığı ile kendini gösteren otuz bin insandan sadece birinde görülen bir gelişim hastalığı.

Babamın sağ göğüs tarafına vurmuş Poland’ın sendromu. Bundan mütevellit göğüs kafesinin sağ tarafında olan her şey soluna göre küçük. Sağ eli, sol eline göre kısa mesela, sağ kulağında işitme cihazı var mesela.

Nitekim sağ taraftan randıman alamayınca adamcağız iyi bir solak oluvermiş haliyle.

Öyle böyle bir solak değil ama, yazısı inci gibi, bir imzası var, Atatürk’ten sonra en iyi imza atan ikinci kişi.

Gel zaman git zaman sol elle yapınca her işi, sol kol oluyor tabi Mike Tyson. Sağ kola gelince, Köksal Baba işte, bir şeyler yapmak istese de hüzünlendirir bizi. Görüntü desen adam tam bir Hellboy.

Neyse konu başlığına geri dönüyorum dostlar.

Bir gün mahallede top koşturuyoruz. Topumuz her ne olduysa -şimdilerde hatırlayamıyorum- bir evin bahçesine düştü. Ben de (cengaverim tabi) hemen atladım duvarın ardına pat diye. Topun peşine gidiyorum. Gulyabani gibi dikildi biri karşıma: ”Hop, velet! Nereye böyle?” dedi. Kem küm etmeye kalmadı, çıkardı bana iki tane sağlı sollu patlattı ama! Sanırsın Çanakkale Savaşı’nda kurşunu bitmiş, süngüsünü düşürmüş Niğdeli İbrahim Çavuş. Anamm! O ne tokattı öyle!

Tabi çocuğuz daha, ağlaya ağlaya evin yolunu tuttuk. Babam evde koltukta oturuyor tüm ciddiyetiyle. Koltukta oturmanın ne ciddiyeti olur demeyin dostlarım. Oluyor. Koltukta oturmak ciddi bir iştir. Bir kere, uzun süreli gelecek planlamanızı yapmanız gerek. Bir kere oturdun mu öyle ota boka kalkarsanız koltukta oturan bir adam olamazsınız. Babamın koltuğa öyle bir oturuşu vardır ki aman Allah’ım! O ne heybet öyle! Sağındaki sehpada suyu, çerezi; solundaki taburenin üzerinde meyvesi, kumanda diz üstünde, bakışlar ise doksan derecelik açıyla Net tv’de. Akarı kokarı yok. Amaç belli, araçlar yerli yerindeyse otururdu benim babam. Saptık yine konudan dönüyorum.

Babama ağlamaklı bir sesle anlattım durumu. Fırladı yerinden Poland sendromlu yanını da evde unutmayarak. Öyle yarım yamalak vardık bahçeli eve. Daldı babam içeri, bir iki gürültü derken koptu kıyamet. Ben ne olduğunu anlamadan ambulans geliverdi. Aynasızlar da peşinden tabi. Bindirdiler beni eniştemin bizi pikniğe götürdüğü arabanın mavisine. Bekleyedurdum, bir zaman sonra polis amca belirdi kapıda.

”Oğlum” dedi. ”Başka kim vardı yanınızda.” Yeminler içtim. ”Sadece ben ve babam.” dedim. Polis amca, ”Eee oğlum! İçerdeki adamlar bizi dört kişi dövdüler, diyor.” dedi. O an anladım. Gülümsedim. ”Evet, Polis amca, ben ve babam, dört kişiydik…”

Yazar: Recep Dinç
Çizer: Emre Aka