Emile Zola’nın Meyhane’si

“ Hepimiz Emile Zola’nın Meyhanesi’nden çıktık “

Biraz edebiyat ile ilgileniyorsanız aklınızı kurcalayan bir şeyler olmalı. Evet evet, bir yerden aşinasınız. Şayet Rus edebiyatıyla ilgileniyorsanız “ Hadi oradan, seni pis hırsız! “ dediğinizi duyar gibiyim. “ Hepimiz Gogol’un Paltosu’ndan çıktık “ sözünden bir alıntıdır efendiler! Doğrudur. Söyleyeni Dostoyevski deseler de anonim olduğu da kudretle muhtemeldir. Konumuz bu değil. Geçtim.

Bulunduğumuz lokasyona pek bir uygundur meyhane. Rusya kadar soğuk değildir coğrafyamız ve paltonun bizde ki tek çağrışımı da Deniz Gezmiş’tir. Heybetli duruşu, kirli sakalı ve adı anıldığında akıllarda beliren paltosuyla. Lakin konumuz bu da değil. Geçtim.

Meyhane, eskilerde ibadet edilen yer diye bilinirmiş. Tasavvufta dergah ya da tekkeye verilen isimmiş eskilerde. Daha sonraları tasavvufa ilgi kalmayınca insanımızın içinde, kaybedivermiş gari eski anlamını meyhane. Yaa, ne olacadı azizim! Bitmek bilmeyen ihtiyaçlarımızın uzun vadeli kredileri, göz altlarımızdaki kırışıklıklara önlem alma telaşı içinde (Yaşlandığımı görmesin Tanrı) kelepire arazi var hanım, altınları çıkar hemen bozalım; altın fırlayacakmış bey, araziyi sat altın alalım, derken biten ömürlere anca mey şişeleri devirdik hanelerimizde. Amma ve lakin Emile Zola’nın “Meyhane”sinin bunlarla da hiçbir ilgisi yoktur. Af buyrun, bunu da geçtim.

Emile Zola’nın “ Meyhane “si kitabın adıyla hiçbir ilgisi olmayan bir hikayeyi barındırır içerisinde. Jervez  diye hanım bir ablamızın pek cefalı süren hayatının bir dönem sefa sürecekmiş gibi olup cümlenin başında ki cefaya kat be kat daha da fazlasının eklenmesiyle son bulur kitap. Spoiler barındırır bu cümlem. Küfretmeyin lütfen. Spoiler için değil ama konumuz bu değildi de onun için. Tamam tamam, bunu da geçtim.

Emile dedik, Jervez dedik, cefa dedik. Eee! Haliyle, bilmeyenlere Emile Zola kadın gelir. Büyük sırrı bozacağım kusuruma bakmayın. Zira pek bir erkektir Emile Zola. 2 Nisan 1840’ta Paris’te doğmuş, altmış iki yıllık hayatına bir çok eser ve iki de çocuk sığdırmış, bey baba Emile Zola. Elinde bayrakla, natüralizm akımının en önde koşanıdır Koca Usta. Şimdi biliyorum sinir olacaksınız bana ama konumuz bu da değil cancağızlarım. Cahilliğime verin, son kez olmak kaydıyla bunu da geçtim.

Amma çok saçmaladın velet! Dediğinizi duyar gibiyim ama sona yaklaştık. Az sabredin. Zaten konumuz da tam olarak buydu zaar. Hepimiz Emile’i kadın sandığımız kadar saçmaydık. Hepimiz meyhaneye yüklenen anlamlar kadar saçmaydık. Yukarı da yazılanlar dolaylı ya da imalı da olsa yakınınızdan bir yerden geçiyorsa hoş geldiniz Emile Zola’nın “ Meyhane “sine. Şeref verdiniz. Hiç mi sesiniz kötü olmasına rağmen şarkı söylemediniz kendinize ? Hiç mi sokak aralarında top oynayan çocukların arasına karışmadınız rugan ayakkabılarınızla ? Hiç mi eşşek kadar olduk demeden uzanmadınız anacağızınızın dizine? Güzeldir saçma olan.

Bu yüzdendir “Hepimiz Emile Zola’nın Meyhanesi’nden çıktık.“

Yazar : Recep Dinç