Aktedron Fi̇kret

Beni hayatımda etkileyen marjinal insanlardan biri de ressam Aktedron Fikret’tir. Ben, bir zamanlar Hasan Aktaş olarak Aktedron Fikret’in de adının geçtiği ve onun hususan atıfta bulunduğum Başkadır Cumhuriyet Faytonunda Aşk adıyla bir şiir kaleme almış ve bu şiiri 2010 yılında sadece kendim için tek nüsha olarak basılan Tez Atlar Terazisi adlı kitabımda yayınlamıştım. Dadaizm’in bir çeyreğine iman etmiş aykırıcana tavır ve üslubumuzla binaenaleyh kaleme alma gafletinde ve dalaletinde bulunduğumuz bu şiirimizde Aktedron Fikret’e işte şöyle atıfta bulunmuşuz:

Gezer Taksim'de enstrümansız taksimlerde 
gezer parksız geziler ayazında 
zikri fikrinden büyük Aktedronlu donsuz 
ben bir ayrık otuyum diyedir 
huzurunu kaçırır tüm sarısaçlıların ve ayrılır 
Huzur'dan Tanpınar bî-haber tali zebûn 

Hasan Aktaş’ın (yani bendeniz –köleniz değil-) şiiri, Aktedron Fikret’i; Cumhuriyet’le bağlantılı olarak ele almış. Cumhuriyet’in yüksek yerlerinde birileri aşk yaşarken, birileri de imkansızlıktan Ağustos sıcağında Taksim’de kışlık paltoyla geziyor. Takdir edilecektir ki enstrümanlar eşliğinde türkü söylemek kolaydır, önemli olan enstrümansız çıplak sesle söylemektir.

Aktedron Fikret, bu toplumun enstrümansız bir türküsüydü. Söylenirdi; ama kimse o türküye kulak vermedi. Aktedron Fikret, sosyal hayatta varsıl biriydi ama giyinik gibi gözüküp çıplak olarak yaşayan binlerce insan vardı bu memlekette. Aktedron Fikret, işte onları sembolize ediyordu. Yoksa normal şartlar altında kendisinin hiçbir şeye ihtiyacı yoktu. Yoktu ama, yokluk içinde yaşayanları görmek gerekiyordu. Bu durum, çoğu kimsenin umurunda değildi. Bu bir etik meselesiydi. Hayata dair bir etik geliştirmişseniz, yokyoksulları düşünebilme melekeniz gelişirdi. Aksi halde siz de sürünün içinde bir koyun, okul sırasında oturup öğretmenini bekleyen sıralı bir öğrenci, kışlada ictima için dizilip komutanını bekleyen bir askerden öte bir anlam taşımazsınız.

Bu ülkede Huzur romanını yazan Ahmet Hamdi Tanpınar, ne kadar huzurlu idiyse, Aktedron Fikret de işte o kadar huzurluydu. Tanpınar, bu ülkedeki huzursuzluğunu; Huzur romanıyla anlattı. Aktedron Fikret, mülkiyete tekmeyi vurup Ağustos sıcağında donsuz bir şekilde kışlık paltosuyla gezdi. Beyoğlu ve Taksim, çoğu kez onunla sabah etti. Fikret, Taksim’de gezerdi ama taksim geçecek bir enstrümanı yoktu. Bu işin doğrusu Taksim, adaletli olarak taksim edilmemiş ve Fikretgiller takımına büyük zulümler yapılmıştı.

Aktedron Fikret, adil bir şekilde taksim edilmemiş Taksim’de taksim taksim gezerdi, Ağustos sıcağında donsuz ve ağır kışlık paltosuyla adaletsizliği protesto ederek. Aktedron Fikret’in yaz mevsimimde donsuz ve kışlık paltoyla gezisi –gezmesi- aslında insanlığın kışıdır. Bir bakıma insanlığın tükenişi. Kış mevsimini yaz gibi, yaz mevsimini de kış gibi yaşamak zorunda olanlar, insanlığın vebalidir. Behemehal duyarsızlık, ilgisizlik, sükût ve nisyan körfezlerine sığınmak en kolay yoldur. İnsanlık, insanların yardımına koştuğu anda kurtulacak. Aktedron Fikret’in, yaz sıcağında donsuz bir halde paltoyla gezişinin hikâyesini kimse okumaya ve verilmek istenilen mesajı doğru olarak algılamaya ne yazık ki insanlığın müktesebatı yeterli değildi. Değildi işte, parksız geziler ayazında gezen yoksulların derdinden anlamayan insanlık, Aktedron Fikret’in yaz sıcağında mevsime muhalif bir şekilde Taksim’de gezmesini de anlamayacaktı. Onu böyle bir kıyafetle görenler meczup olarak görüp geçmişlerdir. Kayda değer görmemişlerdir, çünkü dünyanın tam, en merkezinde kendileri vardır. Güneş, her karanlık geceden sonra kendileri için doğar, ay da onların beleşe gelen masrafsız lambasıydı. Birileri donsuzmuş yahut Ağustos sıcağında kışlık paltoyla geziyormuş, kimin ama kimin umurunda!…

Aktedron Fikret, bu toplumda zikri, yani pratiği, fikrinden (teorisinden) büyük bir adamdı. Yaşamın sıkıcılığına tersinden bir okumayla çeşni katıyordu. Yaşama pratiği ile bir duruş ve tavır sergileyen Fikret Andoğlu, kendince bir varoluş biçimini alternatif bir insanlık projesi olarak insanlığın takdirine sunuyordu ama kimse oralı olmadı. İşte bu yüzden Fikret’in zikri fikrinden büyüktü.

Aktedron Fikret, otlar içinde tıpkı bir ayrık otu gibi ayrık ve farklı bir kişilikti. Sanki insanlığın huzurunu kaçırmak için Ağustos sıcağında donsuz olarak kışlık paltoyla geziyordu. Peki kaç kişi rahatsız oldu? Hiç ama hiç kimse rahatsız olmadı. Aktedron Fikret’i bir kurgusal roman kahramanı olarak gördüler. Ama yine de birileri –statükonun gardiyanları- bundan çok rahatsız oldular ve geleceklerinin tehlikede olduğunu düşündüler.

Bu ülkede Ahmet Hamdi Tanpınar da güçsüzdü, Aktedron Fikret de güçsüz –zebûn- idi. Tanpınar’ın mektuplarını okuyanlar, onun ne kadar da huzursuz olduğunu yakından görürler. Bu yüzden, Aktedron Fikret ile Tanpınar arasında bir fark yoktur. Aktedron Fikret ile Tanpınar, toplumda olan her şeyin farkında idiler, ama toplum onların farkında olmadı. Sanki bir Aktedron ve Tanpınar yaşamamış gibi!…

Yazar : Hasan Aktaş
Fotoğraf : Ercan Aydeniz